Telekomünikasyon Sektörüne Özgü Ticari Sır Yönetmeliği!

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından yayımlanan Yönetmelik, "ticari sır kavramına en azından telekomünikasyon sektörü bakımından açıklık getirmektedir. Yönetmelikte yer alan hükümler aşağıdaki gibidir:




28 Mayıs 2009 PERŞEMBE
Resmî Gazete
Sayı : 27241
YÖNETMELİK
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan:
İŞLETMECİLERE AİT TİCARÎ SIRLARIN KORUNMASI İLE KAMUOYUNA AÇIKLANABİLECEK
BİLGİLERİN YAYIMLANMASINA İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİK
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, Kurum tarafından yetkilendirilmiş işletmecilerin ticarî sırlarının korunması ile kamuoyuna açıklanabilecek bilgilerinin kapsamını belirlemektir.
Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, Kurum tarafından yetkilendirilmiş işletmecilerin ticarî sırlarının korunması ile kamuoyuna açıklanabilecek bilgilerinin yayımlanmasına ilişkin usul ve esasları kapsar.
(2) İşletmecilerin, tüketicilerin ve diğer üçüncü tarafların bireysel bilgi taleplerinin değerlendirilmesi bu Yönetmelik kapsamı dışındadır.
Dayanak
MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (h) bendine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) İşletmeci: Yetkilendirme çerçevesinde elektronik haberleşme hizmeti sunan ve/veya elektronik haberleşme şebekesi sağlayan ve alt yapısını işleten şirketi,
b) Kurul: Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulunu,
c) Kurum: Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunu,
ç) Ticarî sır: Elektronik haberleşme sektöründe faaliyet gösteren bir ticarî işletme veya şirketin, iş planı ve yatırım planı dâhil olmak üzere, faaliyet alanı ile ilgili yalnızca belirli sayıdaki mensupları ve diğer görevlileri tarafından bilinen, elde edilebilen, özellikle rakipleri tarafından öğrenilmesi halinde zarar görme ihtimali bulunan ve üçüncü kişilere ve kamuya açıklanmaması gereken, işletme ve şirketin ekonomik hayattaki başarı ve verimliliği için büyük önemi bulunan bilgileri,
d) Yerleşim yeri: Türkiye İstatistik Kurumunun nüfus verilerine göre nüfusu 10.000 ve üzeri yerleşim yerini
ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
İlkeler, Ticarî Sırların Korunması, Kamuoyuna
Açıklanabilecek Bilgiler ve İdarî Yaptırımlar
İlkeler
MADDE 5 – (1) İşletmecilere ait bilgilerin yayımlanmasında aşağıdaki ilkeler esas alınır:
a) Şeffaflığın artırılması,
b) Tüketicinin azami seviyede bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi,
c) Rekabetin korunması ve geliştirilmesi.
Ticari sırların korunması
MADDE 6 – (1) İşletmeciler, Kurum tarafından yapılan her türlü bilgi ve belge talebini karşılamakla yükümlüdür.
(2) Kurum, İşletmecilerden elde ettiği aşağıda sayılan ticarî sır niteliğindeki bilgileri adlî makamların talepleri dışında muhafaza eder.
a) Yatırım planları,
b) İş planları ve faaliyet stratejileri,
c) Pazarlama ve fiyatlandırma politikaları,
ç) Araştırma ve geliştirme projeleri,
d) İlgili pazarda etkin piyasa gücüne sahip işletmeciler hariç olmak üzere, hisseleri halka açık olmayan işletmecilerin bilanço ve gelir tablosu bilgileri.
Kamuoyuna açıklanabilecek bilgiler
MADDE 7 – (1) 5 inci maddede belirtilen ilkeler çerçevesinde Kurum tarafından, aşağıda sayılan bilgiler, tahdidi olmamak kaydıyla, belirlenen yayım araçları ile uygun görülen ölçüde yayımlanabilir.
a) Abone sayıları,
b) Trafik miktarı,
c) Net satış gelirleri,
ç) Abone sayıları, trafik bilgileri ve net satış gelirlerine göre pazar payları,
d) Yapılan yatırım miktarları,
e) Personel sayısı ve demografik dağılımı,
f) Abone başına gelir, trafik, yatırım ve personel sayısı,
g) İşletmeci değiştiren abone sayıları,
h) Kurum tarafından önceden belirlenmiş kriterlere göre hesaplanan ve işletmeci şebekelerinden elde edilen hizmet kalitesi ölçütleri (yerleşim yerleri ve/veya il bazında),
i) Kurum tarafından önceden belirlenmiş kriterlere göre hesaplanan kapsama alanı değerleri,
j) Kurum tarafından önceden belirlenmiş kriterlere göre yapılan ve/veya yaptırılan saha ölçüm sonuçları,
k) Elektronik haberleşme hizmet ve altyapısına ilişkin hizmet kalitesi alanında yapılmış Kurum düzenlemelerinde yer alan diğer hizmet kalitesi ölçüm sonuçları.
(2) Kurum, birinci fıkrada belirtilen bilgileri; işletmeci, sektör, tarife paketi, hizmet, çağrı veya bağlantı türleri, abone türleri ve benzeri kategorilere göre ayrıntılı olarak yayımlayabilir.
(3) Herkese açık kaynaklardan elde edilebilen bilgiler, 6 ncı maddede sayılanlar haricindeki bilgiler ve bunlardan türetilebilen bilgiler ticari sır kapsamına girmez ve Kurum tarafından yayımlanabilir.
İdarî yaptırımlar
MADDE 8 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerinin ihlali durumunda Kurumun idarî para cezalarına ilişkin yönetmelik hükümleri esas alınır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Son Hükümler
Yürürlük
MADDE 9 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 10 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Kurul Başkanı yürütür.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Kararı!

T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ
KURULU
YD. İtiraz No: 2009/107

İtiraz Eden (Davalı) : Adalet Bakanlığı-ANKARA
Karşı Taraf (Davacı) : İstanbul Barosu Başkanlığı

Vekili : Av. ...
İstemin Özeti : Danıştay Onuncu Dairesince verilen ve yürütmenin durdurulması isteminin kısmen reddine, kısmen kabulüne ilişkin bulunan 14.10.2008 günlü, E:2007/2795 sayılı kararın, yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne ilişkin kısmına, davalı idare itiraz etmekte ve kararın kaldırılmasını istemektedir.



Danıştay Tetkik Hakimi ... Düşüncesi : Ceza Muhakemesi Yasası'nda ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Yasası'nın ek 7. maddesinde iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme önlemlerinin uygulanmasına ilişkin olarak davalı idareye tek başına düzenleme yetkisi veren bir kural olmadığından, davalı idarenin itirazının belirtilen gerekçeyle reddi gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı ... Düşüncesi : İtiraz dilekçesinde ileri sürülen nedenler, Danıştay Onuncu Dairesince verilen yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne ilişkin kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, itirazın reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Dava, 14.1.2007 günlü, 26434 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik"in;
- "İletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi talebi ve kararı" başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının,
- "Tedbirin kapsamı" başlıklı 7. maddesinin 4. fıkrasının, "Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesinde belirtilen yasal şartlar varsa, suç işleme şüphesi altındaki tanıklıktan çekinme hakkı olan şahıslar hakkında da hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla bu tedbire başvurulabilir." biçimindeki son cümlesinin,

- 7. maddesinin, "Şüpheli veya sanığa yüklenen suç dolayısıyla suç şüphelisi olmayan müdafiin bürosu, konutu ve yerleşim yerindeki telekomünikasyon araçları hakkında, Ceza Muhakemesi Kanununun 135. madde hükmü uygulanamaz." biçimindeki 5. fıkrasında yer alan "... suç şüphelisi olmayan ..." ibaresinin,
- "İşlemlerin niteliği" başlıklı 10. maddesinin, açık rızasının olması koşuluyla şikayetçinin iletişiminin tespitine olanak sağlayan 4. fıkrasının,
- "Süre" başlıklı 12. maddesinin, dinleme veya mobil telefonun yerinin tespiti kararlarında sürenin, kararın Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nda sisteme tanıtılmasıyla başlayacağı yolundaki 4. fıkrasının,
- "Teknik araçlarla izleme sırasında tesadüfen elde edilen deliller" başlıklı 28. maddesi ile 30. maddesinin gizli soruşturmacının tesadüfen elde ettiği deliller hakkındaki 2. fıkrasının ve 30. maddesinin başlığında yer alan "Tesadüfen elde edilen deliller ve ..." ibaresinin,
- "Gizli soruşturmacının çalışma ilkeleri" başlıklı 28. maddesinin,
iptali ve yürütülmesinin durdurulması istemiyle açılmıştır.
Danıştay Onuncu Dairesi'nin 14.10.2008 günlü, E:2007/2795 sayılı kararıyla; dava konusu Yönetmeliğin amaç ve kapsamı dikkate alındığında, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme tedbirlerinin uygulanması yönünde yargı makamlarınca alınan kararları yerine getiren adli kolluk ve bu görevi yapan diğer kolluk birimlerinin görev ve sorumluluklarının, adelet hizmetlerini yürüten Adalet Bakanlığınca, yargı sürecine müdahale sonucunu doğurmayacak biçimde idare hukuku ilke ve kararları çerçevesinde yönetmelikle düzenlenebileceği sonucuna ulaşılmış; ancak bu konuda çıkarılacak yönetmeliğin 5271 sayılı Kanun ile düzenlenen, ceza yargılamasının nasıl yapılacağına ilişkin kurallar içeremeyeceğinin de tabii olduğu belirtilmiş; işin esasına gelince, dava dilekçesinde öne sürülen hususların, Yönetmeliğin dava konusu edilen 5. maddesinin 1. fıkrasının, 10. maddesinin 4. fıkrasının, 22. maddesinin, 28. maddesinin 6. fıkrasının ve 30. maddesinin 2. fıkrasının yürütülmesinin durdurulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası'nın 27. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği sonucuna ulaşılarak, sözü edilen maddelerin yürütülmesinin durdurulması istemi reddedilmiş; buna karşılık, 5271 sayılı Yasa'nın 135. maddesinin 2. fıkrası ile 136. maddesinin 1. fıkrasına aykırı olarak, iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulama alanının genişletildiği gerekçesiyle Yönetmeliğin 7. maddesinin 4. fıkrasının son cümlesinin ve aynı maddenin 5. fıkrasında geçen "... suç şüphelisi olmayan..." ibaresinin; Anayasa ile güvence altına alınan haberleşme özgürlüğünün kısıtlanması biçiminde, olağanüstü bir yöntem olan iletişimin denetlenmesinin, 5271 sayılı Yasa'nın 135. maddesi gereğince belli bir süreyle uygulanabilmesine karşın, bu uygulamanın sınırsız olarak ertelenmesine olanak tanınmasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle Yönetmeliğin 12. maddesinin 4. fıkrasının; 5271 sayılı Yasa'nın 139. maddesine aykırı biçimde, gizli soruşturmacının görevlendirilmesinde yetki karmaşasına neden olunduğu gerekçesiyle Yönetmeliğin 28. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesinin; 5271 sayılı Yasa'nın 138. maddesinin 3. fıkrasına aykırı olduğu gerekçesiyle de Yönetmeliğin 28. maddesinin 3. fıkrasının yürütülmesi durdurulmuştur.
Davalı idare, kararın yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne ilişkin kısmına itiraz etmekte ve kaldırılmasını istemektedir.
Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Ulusu adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı belirtilmiş; 138. maddesinde hakimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ifade edilmiş ve bu bağımsızlığı sağlayan araçlara yer verilerek, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat verilmesi, genelge gönderilmesi, tavsiye ve telkinde bulunulması, görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisi'nde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulması, görüşme yapılması veya herhangi bir beyanda bulunulması yasaklanmıştır.
Yargı bağımsızlığının gerekliliği ve varlığı, güçler ayrılığı ilkesinin yanı sıra Anayasa'nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez nitelikteki 2. maddesinde yer alan Türkiye Cumhuriyeti'nin niteliklerine dayanmaktadır. Başka bir ifadeyle yargı bağımsızlığı, daha doğrusu yargının bağımsızlığı, Türkiye Cumhuriyeti'nin toplumun huzuru, ulusal dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk ulusçuluğuna bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olmasının doğal ve zorunlu sonucu; kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunun, kişi temel hak ve özgürlüklerinin en önemli güvencesini oluşturan hukuk güvenliğini sağlamanın tek aracıdır.
Bu önemi ve vazgeçilemezliği nedeniyle Anayasa, güçler ayrılığını Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olarak nitelendirmiş; bu bağlamda yasama ve özellikle yürütme erki ile yargı arasında, yargının işlevsel etkinliğini artırmak, faaliyetlerini hızlandırmak ve kolaylaştırmak için kimi organik bağlar kurmakla birlikte, fonksiyonel bir etkide bulunulmasına, yani yargı yetkisinin kullanılmasına ve yürütülmesine karışmaya kesinlikle izin vermemiştir. Bu haliyle, yargı erkini oluşturan, yargı yetkisini kullanan hakimlik ve savcılık mesleğinin yürütülmesinin, başka bir ifadeyle yargı yetkisinin kullanılmasının, yani mahkemelerce yapılan faaliyetlerin neler olduğunun belirlenmesinin yürütme erkine bırakılmaması, hatta yürütmenin etki ve gözetiminin dahi bulunmaması hukukun genel ilkelerinin ve üstün kamu yararının mutlak gereğidir.

Bu çerçevede, "Muhakeme" kavramı, yalnızca yargılama usulünü değil, yargı yerinin uyuşmazlığın çözümü için yürüttüğü faaliyetten kaynaklanan hukuki ilişkilerin sujelerinin işlemlerini de içermektedir. "Ceza Muhakemesi"nin temel amacı, yargılanan kişinin hukuksal güvenliğinin gereği olarak yargılamanın nasıl yapılacağının gösterilmesinden başka, adil yargılama ilkesinin gereklerinin gözetilerek "maddi gerçeğin" ortaya çıkartılmasıdır. Bu bağlamda yargıcın yargılama faaliyetini yürütmesine ait şekil/yöntem kurallarının yanı sıra, ceza yargılamasının diğer sujelerinin eylemleri, işlemleri, hakları ve yükümlülükleri ile maddi gerçeğin araştırılması ve bulunması için öngörülen araçlar ile bu araçları kullanacaklar da ceza muhakemesine ilişkin düzenlemelerin kapsamındadır. Nitekim, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası'nın 1. maddesinde de, bu Yasa'nın, ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kurallar ile bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini de düzenlediği belirtilmiştir. Dolayısıyla ceza muhakemesini düzenleyen kurallar yalnızca usul kurallarına değil, aynı zamanda maddi içeriğe de sahiptir.
"İdare Hukuku"nda "yetki", idareye Anayasa ve yasalarla tanınmış olan karar alma gücünü ifade etmektedir. Bu yönüyle idari işlemin en temel unsurunu oluşturan "yetki", yasayla hangi makama verilmiş ise ancak onun tarafından kullanılabilir. İdare Hukukunda "yetkisizlik kural, yetkili olma istisna"dır. Bu istisna ise, yetkinin, yalnızca yasayla gösterilen hallerde ve yine yasayla gösterilen idari merciler tarafından kullanılmasıdır. Bu nedenle "yetki" yasanın açık izni olmadan devredilemez. Anayasa'nın 123. maddesi uyarınca, kuruluş ve görevleri yasayla düzenlenmek durumunda olan idarenin kendi düzenleme yetkisi de yasalarla sınırlı olduğundan, yetki kuralları genişletici yoruma tabi tutulamaz.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle Ceza Muhakemesi Yasası kapsamında Adalet Bakanlığı'nın düzenleme yetkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Yargılama usulü ile ilgili konular yargı yerini ilgilendirdiği için, yargılama usulü yasalarının uygulanmasına ait alt düzeydeki normların konusu ve kapsamının ilgili yasa metninin lafzıyla sınırlı olacağı tabiidir.
Bu nedenle, genel anlamda, mahkemelerin yargılama faaliyeti içinde yer alan usul konusunun, idari alanın dışında kaldığının ve münhasıran kanun konusu olduğunun kabulü gerekmektedir. Yargılama usulü içinde düzenlenen bir konunun idari alan sayılabilmesi için ise, bu konuların neler olduğunun ve sınırlarının Yasakoyucu tarafından açıkça gösterilmesi zorunludur. Yasakoyucunun düzenleme yapma yetkisi vermediği hususların da idarece düzenlenebileceğinin kabulü, yargı yetkisinin idare tarafından kullanılması anlamına gelir ki, bu durumun diğer bir ifadesi "fonksiyon gaspı"dır.
Bu bağlamda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası bir bütün olarak incelendiğinde, anılan Yasanın 64/1., 82., 99., 150/4., 167., 180/5. ve 253/24. maddelerinde yönetmelikle düzenlenecek konular açıkça belirtilmiş; 333. maddesinde de, "(1) Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler, aksine hüküm bulunmadıkça, ilgili bakanlıkların görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılır." hükmüne yer verilmiştir.
Değinilen Yasa hükümlerinin birlikte incelenip, değerlendirilmesinden; Yasakoyucunun "idari alan" olarak gördüğü ve yönetmelikle düzenlenmesini öngördüğü konuları konu ya da madde belirtmek suretiyle açıkça gösterdiği, bu konu ve maddeler arasında ise "telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi" ve "gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme" konularına yer vermediği, 333. maddede ise, yönetmelik çıkarma yetkisini, sadece bu Kanunda öngörülen Yönetmelikler ile sınırladığı sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, Yasakoyucunun, Anayasa'nın kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığını koruma hakkına ilişkin 17., özel hayatın gizliliğinin korunmasına ilişkin 20., haberleşme hürriyetine ilişkin 22., düşünceyi açıklanma ve yayma hürriyetine ilişkin 26. maddeleri gibi bir çok temel hak ve hürriyetle ilgisi olan iletişimin denetimi kapsamındaki faaliyetlerin özellikle yönetmelikle düzenlenmesini öngörmediği ve bu konuları, Yasa'da ayrıntılı olarak düzenlemeyi tercih ettiği görülmektedir.
Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin Anayasa'nın 124. maddesinden kaynaklanan düzenleme yetkilerinin ise, görev alanları ile ilgili kanunlarla sınırlı olması nedeniyle, mahkemeler tarafından uygulanacak olan yargılama usulüne ilişkin kanunların, idarenin görev alanı ile ilgili olduğundan sözetmeye olanak bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Yasası'nın ek 7. maddesinde ise, gerek bu maddede belirtilen telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişime ilişkin işlemlerin, gerek Ceza Muhakemesi Yasası kapsamında yapılacak "dinlemeler"in Telekomünikasyon Kurumu bünyesinde "Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı" adıyla kurulan tek bir merkezden yapılması esası benimsenmiş; aynı maddenin son fıkrasında, bu maddenin uygulanmasına ilişkin esas ve usullerin ise Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlıklarının görüşü alınarak Başbakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiş; bu doğrultuda, hazırlanan "Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Tespiti, Dinlenmesi, Sinyal Bilgilerinin Değerlendirilmesi ve Kayda Alınmasına Dair Usul ve Esaslar ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Yönetmelik", 10.11.2005 günlü, 25989 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Anılan Yönetmelikle yapılacak düzenlemenin, Ceza Muhakemesi Yasası çerçevesinden yürütülecek yargılama faaliyeti ilgili olmayıp, anılan Yasanın 135 ila 140. maddelerine göre verilecek kararların kamu kurum ve kuruluşları ile adli kolluk görevlilerince yerine getirilmesine yönelik usul ve esaslarla ilgili olması gerektiğinde de kuşku bulunmamaktadır.
Bu durumda, Ceza Muhakemesi Yasası'nın 135 ila 140. maddelerinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi ve gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme konularında Adalet Bakanlığının düzenleme yetkisi bulunmadığından, yürütmenin durdurulması isteminin bu gerekçeyle kabulü gerekirken Dairece işin esasının incelenmesi suretiyle verilen yürütmenin durdurulması kararında sonucu itibariyle hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Onuncu Dairesinin 14.10.2008 günlü, E:2007/2795 sayılı kararının yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne ilişkin kısmına, davalı idarece yapılan itirazın yukarıda belirtilen gerekçeyle REDDİNE, 30.4.2009 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu


K A R Ş I O Y

X- Adalet Bakanlığının, Ceza Muhakemesi Yasası'nın 135 ila 140. maddelerine dayanılarak yönetmelikle düzenleme yapma yetkisinin bulunduğu anlaşıldığından, işin esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

AB, İsveç’i Veri Saklama Direktifi’ni İç Hukukuna Uyarlamadığı İçin Dava Edecek!

AB Veri Saklama Direktifi’ni 2006 yılında kabul etmiştir. Bu Direktif İnternet Servis Sağlayıcılar ve arama motorlarının güvenlik güçlerine yardımcı olmaya yetecek, ancak mahremiyet sorunlarına sebep olmayacak ölçüde veriyi muhafaza etmesini öngörmektedir. Ancak İsveç bu Direktifi iç hukukuna uyarlamamıştır. AB ise, Direktifi zamanında iç hukukuna aktarmadığı gerekçesiyle İsveç’i dava etmeyi düşünmektedir.
2006 tarihli Veri Saklama Direktifi AB üyesi tüm ülkelerin 6 ay-2 yıllık süreler zarfında belirli verilerin saklanmasını öngören düzenlemeler yapmasını gerektirmektedir. Ulusal hukukların Mart 2009 itibariyle Direktife uyumu sağlayan yasal düzenlemeleri yürürlüğe koymuş olmaları gerekmekteydi. Ancak İsveç’te bu konuda hala bir kanun tasarısı mevcuttur.



İsveç’te yayınlanan Svenska Dagbladet gazetesinin yaptığı habere göre; İsveç Hükümeti 6 aylık saklama süresi öngören mevzuatı bir veya iki ay içinde yürürlüğe sokmayı planlamaktadır. Veri Saklama Direktifi’ne uyumu öngören yasal düzenlemenin İsveç Adalet Bakanlığı’nın “favori projesi” olmadığına dikkat çeken gazetede, Bakanlığın bu konuda ilgili tüm tarafların görüşlerini değerlendirmekte olduğunun altı çizilmiştir. Yürürlüğe girecek olan yasa tasarısı, kullanıcılarına anonimlik vaad eden birçok İnternet Servis Sağlayıcı üzerinde ayrıca bir baskı oluşturacaktır. 1 Nisan 2009 tarihinden itibaren İsveç’te İnternet Servis Sağlayıcılar, bazı hukuki davalarda kullanıcı hesap bilgilerini paylaşmak konusunda zorlanabilecekleri AB’nin Fikri Mülkiyet Hakları Uygulama Direktifi (Intellectual Property Rights Enforcement Directive (IPRED))’ni uygulamaya başlamışlardır.

AB VERİ KORUMASI DİREKTİFİ’ne İLİŞKİN TEKNİK RAPOR

RAND Europe tarafından hazırlatılan ve 95/46 Sayılı AB Veri Koruması Direktifi’nin gözden geçirildiği teknik rapora aşağıdaki linkten erişmek mümkündür:

http://www.ico.gov.uk/upload/documents/library/data_protection/detailed_specialist_guides/review_of_eu_dp_directive.pdf



AB’de veri korumasına ilişkin bu tür raporlar, tartışma, çalışma ve toplantılar Türkiye için de önem taşımaktadır. Bazı hükümleri itibariyle ülkemizde oldukça tartışmalı olan Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısımız bakımından, AB’deki çıktıların yakından izlenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Veri Korumasında Uyumlaştırma Sorunu

Avrupa’nın kişisel verilerin korunmasına ilişkin boşlukları, farklı ulusal yaklaşımlar yüzünden giderek artmaktadır. Yaklaşık 15 yıldır Avrupa, dünyaya kişisel verilerin korunması konusunda öncülük etmiştir. AB seviyesinde bunu 1995 yılında kabul ettiği veri koruması direktifi aracılığıyla sağlamıştır. Ulusal seviyede üye devletler direktife uyumu bağımsız veri koruması otoriteleri tesis ederek ve çok sayıda yasal ve düzenleyici önlemleri uygulamaya koyarak gerçekleştirmişlerdir. Ancak; Eurobarometer tarafından geçen yıl gerçekleştirilen bir araştırma Avrupalıların yeteri ölçüde korundukları hissine sahip olmadıklarını göstermiştir. Genetik profil çıkarılması ve online sosyal ağlar gibi mahremiyeti tehdit eden yeni gelişmeler yaşanmakta ve giderek bu tür tehditlere karşı kamuoyu bilinci artış göstermektedir.



Buna ilaveten üye devletler halihazırda veri koruması bakımından çok farklı yaklaşımlara sahiptirler. Bazıları çok katı iken, diğerleri daha bir serbestiden yanadır. Düzenleyiciler ve organizasyonlar arasında kollektif bir belirsizliğe yol açan belirli konularda uyumlaştırma sorunu yaşanmaktadır (Örneğin; kişisel verilerin kullanılması için gerekli rızanın nasıl alınacağı gibi). Düzenlemelerin icrası da birbirinden çok farklıdır ve spesifik ulusal, kültürel ve yasal bağlamlarda etkililer söz konusu olmaktadır.
Bu tür farklılıklar ulusal ve AB otoritelerini, verilerin AB dışına taşınması sözkonusu olduğunda kişisel verilerin korunması bakımından zorlamaktadır. Amerikan otoriteleri ile uçak yolcularının isimlerinin paylaşılmasına ilişkin uzun ve hararetli tartışma örneklerden biridir. Uyumun mevcut olmaması küreselleşmenin nimetlerinden, global dış kaynak ve veri depolamanın sanallaştırılması gibi olanaklardan istifade etmek isteyen Avrupalı şirketlerin operasyonlarını da karmaşık hale getirmektedir.
Globalleşmeye verilen harmonize olmayan yanıtlar ve teknolojik yenilikler tarafından ortaya konulan belirsizlikler, Avrupa’nın kişisel verilerin korunması ve mahremiyete ilişkin yaklaşımlarında reform yapması ihtiyacını ortaya koymaktadır.
Peki AB’nin bu noktada yeni bir veri koruması direktifine ihtiyacı var mıdır? Kısa dönemde belki hayır. Ancak üye devletlerin ulusal hukuklarını daha çok uyumlu hale getirmeleri, mevcut regülasyonları daha iyi uygulamaları ve sosyo-ekonomik ve teknolojik trendleri anlamak için daha çok gayret göstermeleri şartıyla, ayrı bir Direktif ihtiyacı bu aşamada gerekli olmayabilecektir.
In the future, though, the EU will inevitably have to adjust its system of rules to cope with the evolving uses of personal data, globalisation and international data flows. That systemic change would need to be broad-based – EU institutions, industry, civil society and academia would all have to be involved – because this is ultimately far more than a regulatory matter. At stake is nothing less than a fundamental human right and one of the cornerstones of modern democratic society: privacy.Ancak gelecekte AB’de kaçınılmaz bir şekilde kendi sistemindeki kuralları, kişisel verilerin yaygınlaşan kullanımı, globalleşme ve uluslararası veri akışı gibi konularla baş edebilmek için düzenleyecektir. Çünkü; tehlikede olan konu sadece temel bir insan hakkı olmaktan öte, modern demoktarik toplumların temel taşı olan bir unsurdur: Mahremiyet!

GELİR VERGİSİ KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 6- 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun:

b) Mükerrer 355 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “100.000.000 lira”, “50.000.000 lira” ve “25.000.000 lira” ibareleri “1.000 Türk Lirası”, “500 Türk Lirası” ve “250 Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiş, ikinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümle eklenmiş, beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Ancak, bu ödevlerin yerine getirilmesine ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanlığınca yapılan düzenleyici idari işlemlerle duyurulması halinde, ilgililere ayrıca yazılı olarak bildirilme şartı aranmaz.”

“Elektronik ortamda verilme zorunluluğu getirilen bildirim veya formlara ilişkin olarak süresinden sonra düzeltme amacıyla verilen bildirim ve formların, belirlenen sürelerin sonundan itibaren 15 gün içinde verilmesi halinde kesilmesi gereken özel usulsüzlük cezası 1/4 oranında, takip eden 15 gün içinde verilmesi halinde ise 1/2 oranında uygulanır.” “Elektronik ortamda beyanname ile bildirim ve form verme mecburiyetine uymayanlara bu maddeye göre ceza kesilmesi halinde, 352 nci maddenin birinci derece usulsüzlüklerle ilgili (1) numaralı bendi ile ikinci derece usulsüzlüklerle ilgili (7) numaralı bendi uyarınca ayrıca ceza kesilmez.”



MADDE 7- 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun: a) 77 nci maddesinin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “Resmi sicile kayıtlı olan menkul malların haczi, sicillerine işlenmek üzere sicilin tutulduğu daireye tebliğ edilmek suretiyle de yapılır. Tahsil dairelerince düzenlenen haciz bildirileri, alacaklı tahsil dairelerince ya da alacaklı amme idaresi vasıtasıyla, posta yerine elektronik ortamda tebliğ edilebilir ve bu tebligata elektronik ortamda cevap verilebilir. Elektronik ortamda yapılacak tebliğe ve cevapların elektronik ortamda verilebilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.

” b) 88 inci maddesinin birinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümleler eklenmiştir. “Tahsil dairelerince düzenlenen haciz bildirileri, alacaklı tahsil dairelerince ya da alacaklı amme idaresi vasıtasıyla, posta yerine elektronik ortamda tebliğ edilebilir ve bu tebligatlara elektronik ortamda cevap verilebilir. Elektronik ortamda yapılacak tebliğe ve cevapların elektronik ortamda verilebilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.”


MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 6- Maddeyle, arsalar ile ilgili asgari ölçüde birim değer takdirini yapacak takdir komisyonuna defterdarın, vergi dairesi başkanlığı bulunan yerlerde ise vergi dairesi başkanının görevlendireceği iki memurun da katılımı sağlanmakta, ayrıca 213 sayılı Kanunun 72 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan takdir komisyonlarının kurulacağı yerler ve bu madde uyarınca kurulan komisyonların işleyişi ile takdire ilişkin usul ve esasları belirleme hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir. Yine, elektronik olarak verilmesi gereken bildirim ve formların, süresi sonundan itibaren 15 gün içerisinde verilmesi halinde, usulsüzlük cezasının dörtte bir, izleyen 15 gün içerisinde verilmesi halinde yarı oranında uygulanması, ayrıca, beyannamelerinin vermeyenlere, hem beyanname vermemekten hem de beyannamelerini elektronik ortamda vermemekten ötürü iki defa ceza kesilmemesi öngörülmektedir. Maddeyle ayrıca, genel bütçeye, il özel idarelerine, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç, fon, pay ve benzeri mali yükümler, bunların faiz, zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalarda, hükmedilecek avukatlık ücretlerinin maktu hale getirilmesi öngörülmektedir.

MADDE 7- Maddeyle, 6183 sayılı Kanunda değişiklikler yapılmaktadır. Maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile, 6183 sayılı Kanunun “Menkul malların haczi” başlıklı 77 nci maddesine bir fıkra eklenerek resmi sicile kayıtlı olan menkul malların haczinin sicillerine işlenmek üzere sicilin tutulduğu daireye tebliğ edilmek suretiyle de yapılacağı hususunda Kanuna açıklayıcı hüküm konularak, mülkiyetin karinesi olan bu kayıtlara işlenen hacizlerin hukuken geçerli olduğu yönündeki Yargıtay içtihatları doğrultusunda düzenleme yapılmaktadır. Ayrıca, yapılan düzenleme ile resmi sicile kayıtlı olan menkul malların haczi için tahsil dairelerince düzenlenen haciz bildirilerinin, bu kayıtların tutulduğu kurumlara elektronik ortamda tebliğ edilebilmesine ve bu bildirilere verilecek cevapların da elektronik ortamda alınabilmesine imkan verilmektedir. Elektronik ortamın kullanılması sonucunda işlemlere sürat kazandırılarak iş gücünde, posta masraflarında ve kırtasiyede tasarruf sağlanacaktır. Belirtilen amaçlarla önerilen düzenlemede, elektronik ortamda yapılacak tebligatlar ve bu tebligatlara verilecek cevapların da elektronik ortamda alınmasına ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir. Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde yapılan düzenleme ile kamu alacaklarının takibi için tahsil dairelerince gayrimenkullerin ve gemilerin kayıtlı oldukları sicillere işlenmek üzere tebliğ edilecek haciz bildirilerinin elektronik ortamda da tebliğ edilmesini ve cevapların elektronik ortamda alınmasını sağlamak ve elektronik ortamdaki tebligatlara ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla Maliye Bakanlığına yetki vermek üzere 6183 sayılı Kanunun 88 inci maddesine cümle ilavesi öngörülmektedir. Yapılan bu düzenleme ile elektronik ortamın kullanılması sonucunda işlemlere sürat kazandırılarak iş gücünde, posta masraflarında ve kırtasiyede tasarruf sağlanması amaçlanmaktadır.

Parmak İzini Veren Yüzünün Fotoğrafını Alacak!

Gazi Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği bölümü tarafından geliştirilen ‘Parmakizinden Yüz Tanıma’ Projesi Ankara’da düzenlenen bir toplantıyla tanıtıldı.
Patenti Gazi Üniversitesi araştırmacıları tarafından alınan geliştirilmiş bu proje ile kişilerin sadece parmakizlerinden yüz robot resimleri elde edilebiliyor.
Gazi Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği bölümü Öğretim üyesi ve projenin mimarlarından olan Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu, Projenin Dünyada ilk kez kendileri tarafından yönetildiğini belirterek, bu projede kişinin tanınmasında ve kimliklendirilmesinde kullanılan ve ‘kişiye özgü’ kavramıyla özdeşleşen biyometrik özellikler kullanılarak kişileri yüksek doğruluklarla tanıyıp kimliklendirebilmenin mümkün olduğunu ifade etti.



Sağıroğlu, “Yapılan pek çok çalışmada, nano mertebesinde olan özelliklerde kişiye has özelliklerin bulunması veya genetik olarak saklanması fikri, bizde de biometrik özellikler arası bir geçiş oluşması fikrini doğurmuştur. Sunulan çalışmada, parmakizinden yüzü tanıyan zeki bir sistem geliştirilmiştir dedi.
Şeref Sağıroğlu, Parmakizi ile yüz arasındaki olabilecek ilişkinin analizi ve incelenmesi işlemine parmakizi ve yüz özelliklerini içeren bir ÇBVT oluşturularak başlandığını belirterek, “Sunulan çalışmada 120 kişilik bir parmakizi yüz veritabanı oluşturulmuştur. Bu çalışmada sadece bir adet kırmızı ve her yüze ait sadece bir adet yüz resmi kullanılmıştır. Kişinin sağ el işaret parmağı ile kişiyle hiçbir bilgi olmaksızın kaşlar, gözler, burun ve ağız olarak sıralanabilen yüze ait temel bileşenler elde ediliyorö diye konuştu.Projeyi ilk kez dünya kongresinde sunduğunu söyleyen Sağıroğlu, yurtdışından birçok çalışma teklifi aldığını dile getirerek, Türkiye için ticari olabilecek bir ürün olduğunu ifade etti.
Çalışmalarının başarısızlık oraranının yüzde 3 olduğuna işaret eden Sağıroğlu, Türkiye’de de ilgili birimlerle görüştüğünü, projenin hazır olduğunu ancak çalışmalara devam edip tamamen tamamlandıktan sonra görüşmek istediğini bildirdi. Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu şunları söyledi:
“Bu projede kişiye ait bir parmakizi resmini kullanarak aynı kişinin yüz robot resmini çizmeye yönelik bir sistem bütün olarak sunulmaktadır. Elde edilen sonuçlar parmakizi ve yüz gibi biyometrik iki özellik arasında yakın bir ilişkinin varlığını ortaya koymakta, bu ilişkinin boyutu ve çeşidi bundan sonraki çalışmalara kalmaktadır.
Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu, Arş. Gör. Uraz Yavanoğlu ve Tıp öğrencisi Necla Özkaya tarafından geliştirilen ‘Parmakizinden Yüz Tanıma’ Projesinin sonuçlarını Sağıroğlu şöyle kaydetti:
“Sunulan çalışma ile diğer biyometrikler arasında olabilecek herhangi bir ilişkinin analiz edilmesinde öncülük olabilecek nitelikdedir. Sunulan sonuçlarda bazı değerlerin yüksek çıkması ve bazı sonuçlarda düşük hata elde edilmesinin sebepleri ise parmakizleri ile yüzler arasında oluşturulan modelin bazı parmak izleri için iyi performans göstermemesinden kaynaklanmaktadır. Yüksek hata değerine sahip olan yüz resimleri düşük hata değerlerine sahip yüz resimlerinin benzerlikleri üzerinde kapsamlı çalışma yapılarak bu husus somut olarak açıklanmasına ihtiyaç vardır. PYTZS’de kullanılan yaklaşım, biyometrik sistemler, güvenlik, kimliklendirme, suç ve suçlu takibi ve benzeri birçok alana yeni araştırma alanları ekleyecek niteliktedir. Robot resim şeklindeki çıkışların literatürde bilinen ve kullanılan çeşitli teknikler ve programlar yardımıyla resim şekline getirilmesi, üç boyutlu hale çevrilerek görselliği ve doğruluğun arttırılması mümkündür. Projeyi www.fingerprint2face.org sitesinden herkes deneyebilir.

Kaynak: Kaynak:http://www.milliyet.com.tr/default.aspxaType=SonDakika&ArticleID=1091143