e-Dönüşüm Türkiye Projesi 1. Değerlendirme Sonuçları

9 Haziran 2008 tarihinde Devlet Planlama Teşkilatı Bilgi Toplumu dairesi tarafından düzenlenen Dönüşüm Liderleri Kurulu 2. Toplantısında görüşe sunulan ve değerlendirmesi yapılan, 12 Haziran 2008 tarihinde de tüm bu sonuçlarla birlikte e-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulunun 24. Toplantısında açıklanan, Bilgi Toplumu Stratejisi Değerlendirme Raporuna ilişkin düşünceler aşağıdaki gibidir.

Genel Açıklamalar

e-Dönüşüm Türkiye Projesi kapsamında hazırlanan ve 2006-2010 dönemini kapsayan Bilgi Toplumu Stratejisi ve ek’i Eylem Planı, 2006/38 sayılı Yüksek Planlama Kararı ile onaylanmış ve 28 Temmuz 2006 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bilgi Toplumu Stratejisi, bilgi toplumuna dönüşümün gerçekleştirilmesi için ekonominin tüm aktörlerinin bütünsel bir yaklaşımla koordine edilmesi, bu yönde atılacak adımların ve kaynakların aynı amaca yönlendirilerek öngörülen hedeflere ulaşılmasını sağlayacak en önemli araçtır.

Bilgi Toplumu Stratejisinin temel amaç ve hedefleri;
• Kamuda iş süreçlerinin gözden geçirilerek kamu yönetiminde ve işleyişinde modernizasyonunun sağlanması,
• Kamunun vatandaşlara ve iş dünyasına sunduğu hizmetlerin daha etkin, hızlı, kolay erişilebilir ve verimli sunulması,
• Vatandaşların bilgi toplumu imkânlarından azami düzeyde faydalanmalarının sağlanması, sayısal uçurumun azaltılması, istihdamın ve verimliliğin artırılması,
• Bilgi ve iletişim teknolojilerinin, daha fazla katma değer yaratmak üzere, işletmeler tarafından yaygın ve etkin kullanımının sağlanması,
• İletişim hizmetlerinde yaygın, nitelikli ve uygun fiyatlarla hizmet sunumunu sağlayacak rekabetçi ortamın tesisi ile bilgi ve iletişim teknolojileri sektörünün büyümesinin sağlanması ve küresel rekabetçi bir sektör olarak konumlanmasıdır.

Eylem Planı, yukarıda özetlenen temel amaç ve hedeflere ulaşılmasını sağlamak üzere, stratejinin uygulama döneminde hayata geçirilecek faaliyet ve projeleri içermektedir. Bilgi Toplumu Stratejisi ile 7 temel stratejik öncelik belirlenmiştir. Bunlar aynı zamanda, Eylem Planının bölüm ve alt başlıklarını oluşturmaktadır.
Eylem Planı’nda yer verilen 111 eylemin, stratejik öncelikler itibariyle dağılımı şöyledir:

Sosyal Dönüşüm başlığı altında 14,
Bilgi ve İletişim Teknolojilerinin İş Dünyasına Nüfuzu başlığı altında 12,
Vatandaş Odaklı Hizmet Dönüşümü başlığı altında 41,
Kamu Yönetiminde Modernizasyon başlığı altında 21,
Küresel Rekabetçi Bilgi Teknolojileri Sektörü başlığı altında 13, Rekabetçi,
Yaygın ve Ucuz İletişim Altyapı ve Hizmetleri başlığı altında 7 ve
Ar-Ge ve Yenilikçiliğin Geliştirilmesi başlığı altında 3 eylem.

Eylem Planı’nın uygulama durumunun, eylemler bazında Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığınca izlenmesi ve belirli aralıklarla e-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulu’na rapor edilmesi öngörülmektedir. Bu Rapor, Eylem Planı uygulamasını gösterir ilk rapordur.

Eylem Planının ilk uygulama sonuçlarına göre; gerçekleştirilmesi öngörülen eylemlerden 3 tanesinin (% 3) tamamlandığı, 51 eylemin (% 46) çalışmalarının devam ettiği ve 34 eylem (% 30) ile ilgili çalışmaların ise henüz başlangıç aşamasında olduğu görülmektedir.

Ülkemizin bilgi toplumuna dönüşüm sürecinin başarıyla yürütülmesi ve belirlenen hedeflere adım adım ulaşılarak devam etmesi, Bilgi Toplumu Stratejisinin stratejik öncelik ve hedeflerinin bütün toplum kesimleri tarafından bir ideal olarak benimsenmesi ve eylemlerin sorumlu kurum ve kuruluşlar ile ilgili tüm paydaşlar tarafından sahiplenilerek uygulanmasyla mümkün olacaktır.


DEĞERLENDİRME
Yukarıdaki ilk uygulama sonuçları dikkate alındığında 111 eylemden sadece 3’ünün gerçekleştirilmiş olması son derece düşündürücüdür.

2006-2010 yıllarını kapsayan Bilgi Toplumu Strateji Raporu doğrultusunda aşağıdaki tablolardan anlaşılacağı üzere; 2006-2008 yılları hazırlık, 2008-2009 dönüşüm ve 2010 ve sonrası ise atılım ve ulusal rekabet yılları olarak belirlenmiştir. Diğer bir ifade ile 2006-2008 yılları eylemlerin hayata geçirilmesi, 2008-2010 yılları ise eylemlerin ekonomik ve sosyal faydaya dönüşümünün yaşanacağı yıllardır.

Bu veriler doğrultusunda birçok eylemin tamamlanmış olması gereken 2008 yılının ortalarında bulunduğumuz bu dönemde sadece 3 eylemin bitirilmiş olması, e-Dönüşüm Türkiye projesi bakımından ciddi bazı soru işaretlerini akla getirmektedir.
Bu eylemlerin hepsinin 2008 yılı içinde tamamlanmasının zorunlu olmadığı, dolayısıyla çalışmaları devam eden eylemler dikkate alındığında durumun çok da iç karartıcı olmadığı şeklindeki görüşlere ilişkin olarak ise; bizatihi eylem planından hareketle şu cevapları vermek mümkündür:

Eylem Planındaki verilere göre;
2006 yılı içinde başlaması öngörülen eylem sayısı: 62
2007 yılı içinde başlaması gereken eylem sayısı : 37
2008 yılı içinde başlaması gereken eylem sayısı: 11
2009 yılı içinde başlaması gereken eylem sayısı: 1’dir.

Görüldüğü üzere Bilgi Toplumu Strateji Raporu, eylemlerin 2006-2007 yılları içinde başlamasını çok yoğun olarak öngörmektedir.

Yine eylem planına göre; bu eylemlerin bitirilmesi için öngörülen süreler ise şu şekildedir:
14 eylem 6 ay içinde,
25 eylem 18 ay içinde,
20 eylem 12 ay içinde,
17 eylem 24 ay içinde,
12 eylem 9 ay içinde,
7 eylem 36 ay içinde,
6 eylem 15 ay içinde,
3 eylem 48 ay içinde,
2 eylem 21 ay içinde,
1 eylem 27 ay, 1 eylem 30 ay, 1 eylem 5 ay, 1 eylem 54 ay, 1 eylem 57 ay içinde gerçekleştirilecektir.

Buna göre; 2006, 2007 yıllarında başlaması öngörülen eylemlerin 92 tanesinin 2008 yılı içinde tamamlanması gerekmektedir.


Sorumlu Kim?
Tekrar 111 eylemden 3’ünün tamamlanmış olması noktasına dönecek olursak; bu konuda sorunun nereden kaynaklandığına bakılacak olursa: yasal düzenleme eksikliği, projelere ilişkin teknik sıkıntılar, deneyimli personel, nitelikli eleman eksikliği gibi hususların yanısıra asıl sorun kamu kurumlarında görev yapan ve bu projelerle ilgili olan çalışanların, projeleri sahiplenmemeleridir. Kamu görevlisi, bu projeleri zamanında yapmazsa veya hiç yapmazsa sorumluluğunun ne olacağına, kime hesap vereceğine ilişkin herhangi spesifik bir düzenleme bulunmamaktadır. İlgili görevlinin sorumluluğu söz konusu olmayınca, eylem planının ve e-devlet çalışmalarının e-dönüşüm Türkiye İcra Kurulu gibi üst düzey bir organ tarafından sahipleniliyor olması soruna çözüm getirmemektedir.

Çözüm Önerileri
1. İdari yapı içinde e-devlet projelerinin gerçekleştirilmesi ile görevli olan çalışanların, ya e-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulu kararı veya daha bağlayıcı olması bakımından bir Başbakanlık genelgesi ile sorumluluklarına gidilmesi öngörülmeli
2. E-devlet projelerinin ekonomik analizlerinin yapılması mutlaka gereklidir. Strateji Raporunda sadece projelerin her birinin ne kadara mal olacağı, bu projelerin hayata geçirilmesi için sorumlu kurumun ne kadar paraya ihtiyacı olacağı hesaplanmıştır. Ancak; bu projelerin geç ya da hiç hayata geçirilmemesinin ülkeye olan veya olacak maliyeti ortaya konulmamıştır. Oysa bu projeler genel bütçeden finanse edildikleri için, tüm bireylerin bu çalışmaların aksaması halinde uğrayabilecekleri zararları bilmek en doğal haklarıdır. Bu yapılırsa, kamudaki bu projelerle ilgili personelin projeleri geç ya da hiç bitirmemesi söz konusu olduğunda sorumluluklarına da daha kolay ve gerekçeli bir şekilde gidilebilecektir.
3. Eylem palnındaki yükümlülükleirne rağmen, bazı kurumlar bu projelerle ilgili sadece rapor vermekle yetinmekte, öngörülen süreler zarfında projenin somut olarak hayata geçirilmesi ile ilgili herhangi bir adım atmamaktadırlar. Devlet Planlama Teşkilatı Bilgi Toplumu dairesi başkanlığının bu tür çalışmaları dikkatle izlemesi ve projenin devamını sağlaması gerekir.
4. Bilgi toplumu daire başkanlığının hazırladığı İletişim stratejisi raporu mutlaka hayata geçirilmelidir vatandaşlar için. Ülkedeki hiçbir vatandaşın e-önüşüm Türkiye projesinden ve bu çerçevede yapılanlardan haberi yoktur. Görsel ve basılı medyada halkı bilgilendirecek, farkındalık yaratacak reklam, haber vs. çalışmalar yapılmalı.
5. Biten projelerin ilgili kurum tarafından uygulanıp uygulanmadığının tespiti /vatandaş etkileşimi, geri dönüşüm: her projenin en önemli amacı, devletin vatandaşa şimdiye kadar verdiği klasik hizmetleri elektronik olarak daha hızlı, çabuk, ucuz ve etkin bir biçimde sunmaktır. Dolayısıyla bitmiş ve vatandaşın kullanımına açılmış projeler bakımından vatandaş memnuniyeti mutlaka ölçülmeli ve projeler bu sonuçlar doğrultusunda gözden geçirilmelidir.
6. Bilgi Toplumu Daire başkanlığı Eylem planında yer alan ve yasal düzenleme gerektiren eylemlerle ilgili olarak Adalet Bakanlığı bünyesinde veya diğer ilgili kamu kurumları ve Meliste yapılan çalışmalar bakımından aktivist olmalı, yasal düzenleme gerektiren bu projelere, söz konusu yasama sürecinde destek olmalı. Örneğin; halihazırda meclis alt komisyonunda buluna ve gündemde olan Kişisel Verileirn Korunması kanunu tasarısı bakımından durum budur.


En başarılı Bakanlık: Sağlık Bakanlığı
Bilgi Toplumu Strateji Raporu Eylem Planında yer alan ve Sağlık Bakanlığına verilen eylemlerin gerçekleşme durumları dikkate alındığında, Sağlık Bakanlığından alınan bilgilere göre; Bakanlık, uhdesindeki eylemlere ilişkin çalışmaları öngörülen süreler zarfında hayata geçirmiş veya süresi devam eden eylemler bakımından da çalışmaları devam ettirmektedir.


Önemli Noktalar:
Projeler içerisinde Adalet bakanlığının Ulusal Yargı Ağı Projesi, çağın gereksinimleri doğrultusunda sürekli kendisini güncelleyen ve örneğin; SMS bilgilendirme sistemi gibi yeni bileşenleriyle dikkat çeken önemli projeler arasında yer alıyor.

e-Noterlik Projesi ise; önemli projelerden biri olmasına rağmen, kurumun sahiplenmemesi yüzünden “sorunlu eylemler” listesine girmiş durumda. Noterler Birliği tarafından harekete geçilmemesi durumunda projenin eylem planından çıkartılması da gündemde. Tüm dünyada oldukça yeni ve önemli açılımları olan bir proje olmasına rağmen, kurumun içinden gelen direnç yüzünden şu ana kadar projeye ilişkin somut hiçbir adım atılmış durumda değil. Bu direnç yüzünden, Türkiye’de hazırlanan birçok önemli yasal düzenlemede, güncel teknolojilerin hukuka yansıması değerlendirilerek (elektronik imza gibi), şimdiye kadar noterler tarafından birçok iş, başka kurumlara kaydırılmaktadır.








KAN TAHLİLİ HABERİ YAPMAK BİR SUÇTUR

29 Haziran 2008 tarihli Hürriyet Gazetesinde manşet haber olarak; “BAŞBAKAN’IN KAN TAHLİLİ”, “Erdoğan Numarayı Kendisi Verdi” başlıklarıyla aşağıda özet olarak verdiğimiz haber yer almaktaydı:

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, dün 1998’den beri sağlık sorunlarında başvurduğu Medical Park Hastanesi’nin Göztepe Şubesi’nin açılışını yaptı. Hastane sahiplerinden Ethem Sancak ve Muharrem Usta, Başbakan’a Medical Park’taki dosyasında yer alan sağlık bilgilerini internet üzerinden dünyanın dört bir yanından izleyebileceği numaranın yer aldığı kart verdiler. Erdoğan, verilen gerçek kartı zarfından çıkararak, medya mensuplarına tuttu. Tele-objektifler bunu görüntüleyince, büyütülen fotoğraflarda kartın numarası görüldü. Başbakan’ın kimlik numarası da bilindiği için sağlık bilgilerine ulaşmak kolay oldu.



Üre de sınırda
1998 sonuçlarında açlık kan şekeri yüksek çıkan Erdoğan’ın kanındaki üre de tehlike sınırında. En çok 45 olması gereken değer 44 ölçülmüş. 159 şeker, böbreklere hasar verecek bir oran değil. Ancak şekerin daha önceki ölçümleri bilinmediği için böbreklerdeki hasar ihtimali var. Erdoğan’ın maksimum 170 olması gereken trigliseriti de 227. Başbakanın trigliseriti 18 Ekim 2006’da 300 olmuştu. Doktorların 150’lerde tutmaya çalıştığı bu kan yağı birçok diyabetlide yüksek çıkıyor. Bu da damar sertliği riskini artırıyor. Kolesterol oranı ise sınırın üzerinde olsa da çok yüksek değil. Erdoğan’ın karaciğer fonksiyon testleri SGOT ve SGPT ise normal sınırlarda.

Ameliyat testleri
Erdoğan’a yapılan Hepatit B, pıhtılaşma ve kanama zamanı gibi testlerin sonuçları normal. Ancak bu testler, genellikle ameliyatlar öncesinde olası tehlikeleri görmek için yapılıyor. Testlerin yapıldığı 29 Nisan 1998’de Erdoğan, henüz Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı bırakmamıştı ve Siirt’te yaptığı konuşma nedeniyle 10 ay hapis cezası almıştı.

İşte Başbakan’ın sağlık raporu
Medical Park Hastanesi’nin internet sitesine girildiğinde, Başbakan’ın fotoğrafta gösterdiği kart ve kimlik numaralarıyla 1998’de yapılan üç kan testine ulaştık. Biyokimya, immünoloji ve hematoloji testlerinin sonuçları Erdoğan’ın şeker hastası olduğunu gösteriyor. İmmünoloji ve hematoloji sonuçlarında yer alan özel testler ise o dönem Erdoğan’a bir operasyon yapıldığı ya da yapılmasının düşünüldüğü ihtimalini akla getiriyor.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Yukarıdaki habere istinaden Sayın Başbakan’ın haberi yapan gazeteye karşı hem ceza hem de tazminat davası açma hakkı var!

Şöyle ki:

SAĞLIK BİLGİLERİ “HASSAS VERİDİR”
Bireylerin adı, soyadı, adresleri, e-mailleri, cep telefonu numaraları, IP adresleri, araç plaka bilgileri gibi kişisel verilerin işlenmesi kural olarak yasaktır. Ancak hukuk düzenleri bu yasağa bazı istisnalar getirmiştir. Bunlar; bireyin TEREDDÜDE YER VERMEYECEK rızası, ilgili kişinin hayati çıkarlarının korunması, sözleşmenin ifası ve sözleşme öncesi tedbirlerin icrası, kamu menfaati veya kamu düzeni gereği görev ifası gibi hallerdir.

Kişisel veriler içinde ayrı bir kategori daha yer almaktadır. Hassas veya Özel Niteliği Olan Veriler gibi isimlerle adlandırılan bu veri grubuna ise; sağlık bilgileri, ırkı veya etnik kökene ilişkin bigiler, sendika üyeliğine ilişkin bilgiler, felsefi veya dini görüşler, cinsel yaşam gibi daha özel ve sıkı korumayı gerektiren önemli veriler girmektedir.

Birey açısından ayrımcılık tehlikesi gibi birçok tehlikeyi bünyesinde barındıran bu veri grubu açısından İlke: Kesin İşlem Yasağıdır.

Hukuk Düzenleri son derece istisnai hallerde hassas verilerin işlenmelerine olanak tanımaktadır. Buna göre; veri sahibinin AÇIK ve hatta YAZILI RIZASI varsa bu veriler işlenebilecektir. Başbakan’ın basına reklam amacıyla gösterdiği kartın kullanılarak sağlık bilgilerinin deşifre edilmesine AÇIK ve YAZILI gösterdiği iddia edilemeyecektir.

Bunun dışında hassas veriler ayrıca iş hukuku çerçevesinde işlenebilir, ilgilinin hayati çıkarlarının korunması amacıyla işlenebilir, kamuya yararlı kurum ve kuruluşlar tarafından işlenebilir, yargılama veya tıbbi tedbirler çerçevesinde ve önemli kamusal yararın varlığı halinde gibi sebeplerle işlenebilir.

BU HABER TÜRK CEZA KANUNU’NA GÖRE SUÇ TEŞKİL ETMEKTEDİR!
Yürürlükteki TCK md. 135 2. Fıkra hükmüne göre;
Kişisel Verilerin kaydedilmesi
Madde 135 - (1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişilerin siyasî, felsefî veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
Dolayısıyla Başbakan’ın sağlık bilgilerini hukuka aykırı olarak kaydeden kişiler altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabileceklerdir.
Bu haber ayrıca TCK md. 136 kapsamına da girmektedir:
Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme
Madde 136 - (1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bu haber gazete ile yapıldığı için, Başbakan’ın sağlık verileri hukuka aykırı olarak hem ele geçirilmiş hem de bu bilgiler gazete aracılığıyla başkalarına yayılmıştır.
TCK md. 137’de suçun nitelikli hallerini düzenlemektedir. Buna göre;
Nitelikli Haller
Madde 137 - (1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların;
b) Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,
İşlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
Gazetecilik mesleği, işin niteliği icabı haber toplama, kamuyu aydınlatma görevinin icrasını kapsamaktadır. Ancak bu mesleğin de icrası hukuk kuralları ile sınırlıdır. Haber toplama ve yayma hürriyetinin sınırı başkalarının kişisel verilerinin korunmasına ilişkin hukuk kurallarıdır.

SUÇUN TAKİBİ İÇİN BAŞBAKAN’IN ŞİKAYETİ GEREKLİ DEĞİL!
TCK’nun Şikayet kenar başlıklı 139. Maddesine göre; kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve verileri yok etmeme hariç, bu bölümde yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır.
Görüldüğü üzere bu suçun takibi için ilgilinin şikayette bulunması aranmamaktadır. Diğer bir ifade ile bu suç takibi şikayet bağlı bir suç değildir. Savcının re’sen harekete geçebileceği bir suçtur.

TAZMİNAT DAVASI
Sözkonusu habere istinaden ayrıca Başbakan’ın tazminat davası açma hakkı da mevcuttur.

Türk Medeni Kanunun Kişiliğin Saldırılara Karşı Korunmasına İlişkin 24. Maddesine göre;
B. Kişiliğin korunması

II. Saldırıya karşı
1. İlke
MADDE 24.- Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.
Başbakan’ın kişilik haklarını ihlal eden bu habere istinaden açabileceği davalar ise şunlardır (Medeni Kanun md. 25):
- Sürmekte olan saldırıya son verilmesi talebi
- Sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespiti
- Maddi ve manevi maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı
Hakimin kişilik hakkının ihlalinden dolayı açılmış olan bu davalardaki tazminat taleplerini hükme bağlarken dikkate alacağı bir diğer madde ise, tazminatın miktarını belirlerken kullanacağı Borçlar Kanunu md. 49’dur. Bu hüküm uyarınca;

ŞAHSİ MENFAATLERİN HALELDAR OLMASI
Madde 49 - (Değişik madde: 04/05/1988 - 3444/8. md.)
Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.
Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır.
Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.

SONUÇ
Tüm yazılı ve görsel medyanın haber yaparken unutmaması gereken kural, Hukuk Kuralları’dır. Kamuoyunu bilgilendirme hakkının sınırını çizen kuralların her zaman gözönünde bulundurulması, toplumu bilgilendiriyorum diye başkalarının temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmemesi gerekir!

Güvenlik Güçleri Hassas Verilerimizi Talep Edebilir mi?

Nilgün Başalp ile birlikte değerlendirdiğimiz yazımıza aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

http://www.radikal.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=885222

İnternette Filtrelemeyi Kim Yapsın?

Bu konuda Yaman Akdeniz ile birlikte NTVMSNBC'de yaptığımız Röportajımızı aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz.

http://www.ntvmsnbc.com/news/450988.asp

Kişisel verilerin korunması kanunu tasarısı neler getiriyor?

NTVMSNBC ile Jandarmanın hassas verilerimizi talep etmesi konusunu değerlendirdiğimiz röportajımızı aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz.

http://www.ntvmsnbc.com/news/450272.asp